Osmanlı Döneminde Aşure Geleneği Hakkında 7 Bilgi

Kimimiz, aşureyi sadece “en sevdiğim tatlı” olarak tanımlasa da aşure; İslam kültüründe
yer alan ve çok uzun yıllardan bu yana hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayında
sürdürülen bir gelenektir. Osmanlı Dönemi’nde de özenle uygulanmış, aşure kazanları en
büyük halleriyle kaynamaya devam etmiştir. Peki, nasıl?
Yazımızın devamında Osmanlı Dönemi’nde aşure geleneği hakkında merak ettiklerinizi
öğrenebilirsiniz. İşte, detaylar…

1. Öncülüğü Saray Yapardı

İslam dini buyruklarını yerine getirerek yaşayan Osmanlı hanedanı, aşure geleneğini de
elbette ki göz ardı etmez, büyük önem vererek gerçekleştirirmiş. Hükümdarlık boyunca her
Muharrem ayının 10. gününde yapılacak şey şaşmaz ve önce Topkapı Sarayı mutfaklarında
daha sonra da halk mutfaklarında aşure telaşına başlanırmış.

2. Görevlileri Pişirirdi

Osmanlı döneminde aşure geleneğine çok önem verilir, pişirme işi ustalarına teslim
edilirmiş. Tüm aşure malzemeleri Kiler-i Has adı verilen malzeme deposundan temin edilir,
aşure gününe kadar hummalı bir hazırlık sürdürülürmüş. Aşure günü geldiğinde ise saray
mutfağının tatlıcıları yani “helvacıbaşı” adı verilen görevlileri aşureyi pişirmeye başlarmış.

3. Sırayla Dağıtılırdı

Aşure; tüm saray mensuplarına, devlet büyüklerine, ihtiyaç sahiplerine ve halka yetecek
şekilde epeyce büyük kazanlarda pişirildikten sonra sırayla dağıtılırmış. İlk sırada padişah
yer alır, büyük bir tören eşliğinde ikram edilirmiş. Ardından kalan aşure; harem halkı,
devlet büyükleri, ihtiyaç sahipleri ve halka dağıtılırmış.

4. Tören Halinde Dağıtılırdı

Aşure geleneği, günümüzde pek olmasa da eskiden tören şeklinde gerçekleştirilen ve
coşkuyla beklenen bir gelenekmiş. Genellikle Yıldız Sarayı Talimhane Meydanı’nda büyükçe
kazanlar özenle dizilir, sabah namazından sonra saray mutfağı sorumlularınca halka
dağıtılırmış.

5. Kıymetli Taslarla Dağıtılırdı

Günümüzdeki aşure dağıtımında genellikle kâğıt ya da alüminyum kaplar kullanıldığını
görürüz. Oysa bu durum Osmanlı döneminde çok farklıymış. Aşureler en değerli kaplar
içerisinde dağıtılır, bu kaplar geri verilmez, evin ya da sarayın en güzel köşesinde
saklanırmış. Hatta aşure kaplarının aşureden daha fazla ilgi çektiği olur, aşure zamanında
züccaciyeler çeşit çeşit aşure kaplarıyla dolar taşarmış.

6. Hem Göze Hem de Damağa Hitap Edilirdi

Osmanlı Dönemi’nde de aşure yapımında malzemeden sakınılmaz, bolca çeşit eklenirmiş.
Saray aşuresi denince hem göze hem de damağa hitap etmeliymiş. Aşure içiyle de dışıyla
da bol malzeme içerir; üzeri özenle süslenir, hoş bir sunum amaçlanırmış.

7. Çeşitli Aşureler Yapılırdı

Osmanlı Dönemi’nde yapılan aşureler tekdüze değil, farklı damak zevklerine hitap edebilen
çeşitlerde yapılırmış. En sık yapılan aşure çeşitleri haşlanmış buğdayın helmesiyle yapılan
“süzme aşure” ve içine süt katılarak yapılan sütlü aşureymiş.

Siz de aşure geleneğini günümüzde hâlâ devam ettirenlerdenseniz 2021 yılının 18 Ağustos
günüyle başlayan aşure zamanını sakın kaçırmayın, deriz.

Aşure yapımının püf noktaları için sayfamızı ziyaret edebilirsiniz:

7 Püf Noktasıyla Nefis Bir Aşure Nasıl Yapılır?

 

Aşure malzemelerini Migros Sanal Market’ten hemen sipariş etmek için tıklayın!